D- Türk Kitap Özetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
D- Türk Kitap Özetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2017 Perşembe

Dağları Bekleyen Kız - Esat Mahmut Karakurt

                                           KİTAP ÖZETİ FORMU

KİTABIN ADI                 :  DAĞLARI BEKLEYEN KIZ
KİTABIN YAZARI          : Esat Mahmut KARAKURT
YAYINEVİ                      : ÖTÜKEN
BASIM YILI                    : 1989

KİTABIN ÖZETİ                         
Karaköse vilayetinin bir kasabası ve bir askeri hava alanı. Nöbetçi başçavuş, Binbaşı İhsan’a göreve giden uçakların geri döndüğünü haber eder. Yalnız on uçak olan filo dokuz uçakla geri döner. Yzb. Nuri,  Mülazım Celal Bey’in uçağının filodan ayrılıp intahar saldırısı yaptığını söylerler. Yzb. Nuri sözünü bitirmeden celal Beyin uçağı havada beliri verir. Mülazım Celal ağır yaralı olarak uçaktan çıkarılır ve gönül rahatlığı ile son sözlerini söyler.etrafına toplanan subaylar arasından mülazım ismail’e annesini ve kız kardeşini emanet edip,vefeat eder.
           
Defin işlemleri sırasında filo geriye kalan dokuz uçağıyla yeni bir görev alır. Zor bir uçuştan sonra filo tekrar döner; ama mülazım Servet göğsünden yaralanmıştır. Bnb. İhsan yanına Yzb.Nuri ve Mülazım Adnan’I yanına alarak Mülazım Servet’I ziyarete gider. Servet yerli halktan Mahmut Efendinin einde kalmaktadır ve evin kızı Nermine’ye aşıktır. Servet Adnn’a Nermine’den bahseder, isterse Mahmut Efendi’nin evinde kalabileceğini,ama Nermineye yaralıolduğunu söylememesini telkin eder.
           
Mülazım Adnan bir askerin rehberliğinde Nermine’nin evine gider. Nermine Adnan’ın söylediklerine inanamaz , Servet’in görev sırasında şehit düştüğünü zanneder.
           
Aradan üçhafta geçer Mülazım Servet iyileşir ve Nermine ile nişanlanır. İlerki günlerin birinde bir uçus sırasında servetin uçağı düşman makineli tüfekleri tarafından taranır , servet ağır yaralanır ve sonraki günlerde vefeat eder.
           
Ağrı dağı eteklerinde konuşlanmış olan eşkiya sinsilesini imha etmek için bir bombardıman planlanır ;ancak öncelikle bombardıman için gerekli istihbaratların toplanması gerekiyordur. Bu zor görev için en uygun kişi Mülayim Adnan seçilir. Bir sis bulutu arasında düz bir araziye iniş yapan uçaktan iner ve zor görevi için yola koyulur.
           
Birkaç saatlik bir yürüyüşten sonra Adnan bir eşkiyaya rastlar ve şeyhin nerede olduğunu bir derdinin anlatacağını söyler. Bir hindlik sezmiyen eşkiya Adnan’I doğruca eşkiyabaşının yanına götürür. Yolda  Adnan tanıdık bir yüze rastlar,evet o yüz yıllar önce öldüğünü zannettikleri Ahmet Ast.sb’a aittir. Ahmet yıllar önce esir edilmiş fakat bir türlü kaçamayı başaramammıştır. Bu süre zarfında düşman mühimmat ve silahların sayısın ezberlemiş ve çeşitli dokümanlar ele geçirmiştir. Adnan ve Ahmet bir plan yapı oradan kaçmak isterler. Ahmet mülazım Adnan’ın yanına gerekli evrak ve haritaları çaldıktan sonra ertesi gün gelecektir. Ancak bir kaç gün geçmesine rağmen Ahmet gelmez Adnan bu durumu tehlikeli görür ve kendisini almaya gelen uçağa binmek için yola koyulur.            Kendisini almaya gelen uçağı gören eşkiyalar Adnan’a seslenmeye başlarlar. Uçağa ateş etmek için mitralyözlerin başındaki eşkiyalar yardım isterler , bir an için Adnan şok olur ama sonradan farkına varır ki onu bir eşkiya sanmaktadırlar. Adnan beylik tabancasını çıkarır ve mitralyözün başında bulunan bir erkek eşkiyayı öldürür ;fakat mitralyözün başındaki diğer kadın eşkıyayı öldüremez.
           
Bir müddet sonra iki Türk subayı ve Şeyhin kızı olduğu sanılan bir kız farkında olmadan derin bir sohbete başlarlar. Adnan’a konuşlandıkları yerler ve silahları hakkında çok önemli bilgiler verir.
           
Ertesi sabay Adnan planladığı gibi düz araziye inen uçakla gideceğini şeyhinkızı zeynep’e bildirir. Zeynep onun gitmesini istemediğini o giderse yapamayacağını söyler. Ardından Zeynep’I aramaya gelen eşkiyalar Adnan’I görür ve Zeynep ardından Adnan’ın bir casus bir Türk subayı olduğunu haykırmaya başlar.
           
Şakiler Ahmet başçavuşu  karargahtan evrak çalarken yakaladıklarını ve öldürdüklerini açıklarlar. Şimdi Ahmet’in neden gelmediği açığa kavuşur. Türk uçakları günlük bombardımanlarına başlarlar. Bu arada şakiler can telaşına düşerler, bu fırsatı değerlendiren Zeynep, Adnan’ın ellerini çözer. Ardından kamptan kaçmayı başarır. Ahmet Başçavuş ve Zeynep’ten elde ettiği çok önemli bilgilerle komutanlar tarafından bir harekat planı hazırlanır. Şeyhin kampı yerle bir edilir ve bazı şakiler rehin alınır rehinler arasında Zeynep’te vardır. Yaralı olan Zeynep tedavi görmesi için hastahaneye kaldırılır. Zeynep bütün bu bilgilei vermesine rağmen bir haindir, üstelik Servet’in uçağını o düşürmüştür. Olup bitenleri hastahanede öğrenir ve çok üzülür.  Adnan’a Nermine ile konuşmak istediğini söyler. Nermine ertesi gün gelir ve Zeynep ona Servet’I kendisinin vurmadığını , onu yanlış değerlendirdiklerini söyler. Nermine ile beraber kucaklaşıp ağlarlar. Hain olarak görülsede verdiği harita ve bilgiler sayesinde kamp dağıtılmış ve artın yeni nişanlıların mutsuz olmasını engellemiştir.
           
Adnan ile Zeynep Erzurum’a gitmeye kara verirler ancak iki süngülü asker onlara yaklaşır ve zeynep’in tutuklanması için emir olduğunu söyler. Zeynep yargılanır ;fakat savcı idam isteminde bulunur. Yargıç ise verdiği bilgilerin yaraılığı , yzb. Adnan’I kurtarması ve pişmalığı nedeniyle beraatine kara verir.

KİTABIN KONUSU
Milli Mücadele içinde geçen yaşanması zor aşklar ve vatan sevgisi.

KİTABIN ANA FİKRİ 
Her ne olursa olsun önce vatanı sevnek, vatan için herhangi bir fedakarlıktan kaçınmamak gerekir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ
Mülazım Adnan: konuşması ve tavırları ile met, cesur ve vazifaşinas bir Türk plotudur.
Şeyh Fuat: Devlete baş kaldıran bir asi olup Zeynep’in babasıdır.
Zeynep: Eşkiya başının kızı ve Adnan’a aşık bir genç kızdır.
Ahmet Astsubay: Bir vesile ile eşkiyaların olduğu bölgeye gelmiş ve bir daha geri çıkamamış, vatanperver bir türk evladıdır.
Mülazım Servet: İki kere yaralanan ve son yaralanmasında vefeat eden,Nermine’in nişanlısı olan bir Türk subayı.
Nermine: Mülazım Servet’in nişanlısı ve insani değerleriçok yüksek olan bir kadın.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Esat Mahmut’un 1930’lu yıllarda çıkarılan Ağrı isyanlarını konu edinmesi, aşk unsurunuda katarak , bu konuya okuyucunun ilgisini çekmesi gibi konularda oldukça başarılıdır. Ancak , kurgu hatası olması romanın kalitesini olumsu yönde etkilmekte okuyucunun romanını zevkle okumasını engellemektedir.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ

ESAT MAHMUT KARAKURT


Esat Mahmut Karakurt, birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla, yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biriydi. 1902 İstanbul doğumlu yazarın, iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. 1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.

24 Mayıs 2017 Çarşamba

Düşünüyorum Öyleyse Vurun

Eflatun demiş ki:
"Ancak krallar filozof ya da filozoflar kral olursa devletler mutlu olabilir."

Günümüz koşullarında pek akıllıca sayılmasa da insanı düşünmeye yönelten bir yanı vardır bu sözün; çünkü devlet yönetiminde düşüncenin, fikrin, mantığın ağır basmasını istiyor Eflatun.

Oysa tarih boyunca devlet yönetimlerinde mantığın pek az payı olmuştur.
Descartes'in ünlü özdeyişini anımsayın:
"Düşünüyorum, öyleyse varım."

Bu özdeyiş çoğu yerde şöyle anlaşılmıştır:
"Düşünüyorum, öyleyse vurun."

Çağımızda fikir özgürlüğüne karşı çıkanlar da böyle davranmıyorlar mı?

21 Mayıs 2017 Pazar

Devrim Tarihi ve Toplumbilim Açısından Atatürk

YAZAR: Emre Kongar
 “Mustafa Kemal Atatürk tüm ulusa mal olmuştur. Ulusu oluşturan farklı ve kimi zaman da çatışan ya da birbiri ile çelişen ögeler, Atatürk’e sahip çıkmıştır. Böylece Atatürk, herkesin, her düşüncenin, her akımın bayrağı olmuştur.

Bu durumun, ülke kurucusu olan bir kişinin kaçınılmaz yazgısı olduğu düşünülebilir. Fakat, yazgı ne denli kaçınılmaz ise, sonuçları da o denli şaşırtıcıdır. Çünkü herkesin ve her düşüncenin çizgisinin çok dışında görülmeye başlanmıştır.”

* Atatürk bir diktatör müydü?

* Atatürk Devrimi evrensel midir?

* Atatürk idelojinin özü nedir?

* Laiklik nedir?

* Türk Devrimi bugün hangi aşamadadır?

Profesör Emre Kongar’ın Atatürk’ü ve Türk Devrimi’ni evrensel ölçülere göre değerlendirdiği bu yapıtında, Atatürk’ü bir başka görüş açısıyla yeniden tanıyacaksınız. (kapak yazısı)

Bu çalışmayı yaparken dört ana kaynak grubundan yararlandım.

Birinci grup kaynaklar, belgelerdir. Bunların başında, Birinci Büyük Millet Meclisi’nin gizli oturum tutanakları geliyor. Şimdiye kadar araştırmacıların kullanmasına pek açık olmayan bu tutanaklar gerçekten çalışmama büyük ışık tuttu. Pek çok karanlık noktayı, gizli oturum tutanaklarından aydınlığa kavuşturmak olanağını buldum. Özellikle Atatürk’ün Nutuk adlı yapıtıyla, Türk Tarih Kurumu’nun pek çok çalışması, bu tutanakların ışığında yeni anlamlar kazandı.

İkinci grup kaynaklar, Atatürk hakkında yazılmış anılar ve yapılmış incelemelerdir. Bunların bir bölümü, birinci ağızdan, bir bölümü, yazılanlardan derleme niteliği taşıyan ikinci elden çalışmalardır. İncelemelerin içinde ise yabancı bilim adamı ve yazarların, gerek Atatürk, gerekse Cumhuriyet Türkiyesi hakkındaki yapıtları önemli bir yer tutuyor.

Üçüncü grup kaynaklar, çağdaş toplumsal bilimlerin; toplumsal değişme, devrim, liderlik, örgüt, ideoloji gibi konulardaki kuramsal ve uygulamalı bilgilerini içeren çalışmalardır. Bunların önemli bir bölümünün Atatürk ya da Türkiye ile doğrudan hiçbir ilişkisi yoktu. Ben bunları yalnızca, Atatürk’ün eylemini çağdaş bilimlerin bulguları açısından inceleyip, irdelemek için kullandım.

Dördüncü grup kaynaklar, Türk edebiyatı, özellikle Türk Romanı’dır. Gerek Mustafa Kemal Atatürk’ün, gerekse o dönem Türkiyesinin Türk romanına nasıl yansıdığı, yalnız o yılların havasını öğrenmek açısından değil, Atatürk’ün liderlik niteliklerinin ve eyleminin karizmatik özelliğinin daha iyi belirlenmesinde de bana çok yardımcı oldu. Bu dört kaynak grubunun ne hepsini, ne de herhangi birini tümüyle araştırabildim. Üstelik elimdeki kaynakların tümünü de bu çalışmamda kullanamadım. Bu açıdan ortaya çıkan eksikliklerin bağışlanmasını dilerim.

Elimdeki kaynakları, dünyaya armağan ettiğimiz ve henüz ikinci bir benzeri üretilmemiş olan Türk Devrimi’ni anlamak ve anlatmak için birbiriyle iç içe geçmiş bir biçimde kullandım. Çözümlemelerim sırasında, resmi ideolojiye bağımlı kalmak gibi bir kaygım olmadığı gibi, bu ideolojiyi yadsımak için de özel bir çaba harcamadım. Tarihin gerçekleri neyse, onları kavramaya ve çağdaş toplumsal bilimlerin ışığı altında yeni çözümlemeler yapmaya çalıştım.

Atatürk ile simgelenen Türk Devrimi, hem karşı-emperyalist bir eylemin, hem de Batılılık ideolojisinin bir bireşimi olduğu için, dünyada ikinci bir benzeri yoktur. Bu –biriciklik– bilimsel çözümlemelerde de zorluklar yarattı. Tarihsel gerçekleri elimden geldiğince uygun bir aktarmayı, çağdaş bilimin bize verdiği yeni çözümleme modellerini gücüm yettiğince kullanarak yapmaya çalıştım.

Çalışmamı üç kitapçık biçiminde düzenledim. Bu kitapçıklar birbirinden bağımsız olarak ele alınabileceği gibi, birbirlerini tamamlayıcı özelliklere de sahip.

Birinci kitapta, bir devrimin nesnel koşullarını kavramlar ve modeller açısından Türk Devrimi’ni irdelemek amacıyla ele aldım. Önce terim ve kavramlar üzerinde durduktan sonra, gelişmiş ülkeler için geçerli iki model ile, gelişmekte olan ülkeler için geçerli bir modeli Türk Devrimi ile karşılaştırmalı olarak inceledim. Son olarak da bir devrimin koşulları üzerine genel bir model önerdim (İkinci baskıda bu bölümün sonuna ayrıca nesnel devrim koşulları açısından Osmanlı toplumunun durumunu irdeleyen bir bölüm daha ekledim.).

İkinci kitapta, bir devrimin öznel koşullarını, Türk Devrimi açısından ele aldım. Bu kitapta Atatürk’ü liderlik, örgüt ve ideoloji açısından incelemeye çalıştım. Böylece öznel koşullar açısından bir değerlendirme yapmaya çaba harcadım.

Üçüncü kitapta ise, Türk Devrimi’ne dayalı olarak bir değerlendirme yaptım. Bu değerlendirmeye dayalı olarak, ideolojik boyutu ağır basan bir model çerçevesinde Türk Devrimi’ni açıklamaya çalıştım.

Bu çabalarımın Türk Devrimi’ni açıklamakta da, Atatürk’ün eylemini değerlendirmekte de yeterli olmadığını biliyorum. Çünkü her iki olay da tek bir kişinin çabalarıyla açıklığa kavuşturulacak denli yalın değil. Bu nedenle yaptığım çalışma, tartışmalara yeni bir boyut kazandırabilirse, kendimi görevini yapmış sayacağım. (önsöz’den)

19 Mayıs 2017 Cuma

Dudaktan Kalbe

KiTABIN ADI

DUDAKTAN KALBE

KiTABIN YAZARI
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAY. EVi VE AD.
VARLIK YAYINLARI
BASIM YILI
1973


KİTABIN KONUSU :
Gerçek sevgiyi anlayamamış bir gencin düştüğü bunalım anlatılmaktadır.

KİTABIN ÖZETİ :
Saip Paşa İzmir’in önde gelen tanınmış kişilerinden, belediye başkanlığı yapmış birisidir.

Saip Paşa’ nın yeğeni Hüseyin Kenan dayısının zoruyla mühendis olmuş daha sonra annesinin dükkanını satıp Avrupa’ya müzik eğitimi almaya gitmiştir. Güzel keman çalan Hüseyin Kenan müzikteki yeteneğini batı dünyasına kabul ettirmiştir. Dayısının ısrarıyla çocukluğunun geçtiği şehre, İzmir’e gelir. Saip Paşa vaktiyle haylaz bir oğlan diye bildiği Hüseyin Kenan’la şimdi övünmekte, ziyafetler düzenleyerek bu ünlü besteciye yakınlığını göstermekten zevk duymaktadır. Bütün bu kalabalıktan ve şatafattan sıkılan Hüseyin Kenan Bozkaya’ya giderek dinlenmek ister. Bozkaya’da küçük “kınalı yapıncakla tanışır”. Lamia’ya hafif çilli yüzünden dolayı Hüseyin Kenan kınalı yapıncak ismini takmıştır. Hüseyin Kenan evli bir kadın olan Nimet Hanıma kur yapmaktadır. Burası küçük bir kasaba olduğu için dedikodulardan kurtulmak için de Lamia’ya yakınlık gösterir gibi görünmektedir.

Hüseyin Kenan yaz bitince İstanbul’a döner. Niyeti Prenses Cavidan’la evlenmektir. Hüseyin Kenan prensesin Mısır’a gittiği sırada tekrar İzmir’e döner. Orada Lamia ile aralarında yakınlaşma başlar ve Lamia’ya sahip olur. Daha sonra Lamia ile evlenmek istediğini söyler. Fakat Lamia, bunu vazife icabı yaptığını düşünerek evlenme teklifini kabul etmez. Lamia hamileliğini üç ay sonra öğrenir ve intihar etmek ister. İntihardan kurtarılır, Kütahya’ya akrabasının yanına gönderilir. Lamia kızı Mekrube’yi orada doğurur. Hayli maceralı geçen günlerden sonra birisiyle evlenir. Bu sırada kocasının yeğeni Doktor Vedat Kütahya’ya gelir. Lamia Hüseyin Kenan’ın Prenses ile evlendiğini Doktor Vedat’tan duyar. Lamia kocasından ayrılır. Vedat onunla evlenmek istese de reddeder. Kızıyla İstanbul’a gelir. Kısa bir süre sonra Vedat da İstanbul’a gelir.

Bir gün Vedat’ın muayenesinde Hüseyin Kenan’la Lamia karşılaşır. Hüseyin Kenan Lamia’yı sevdiğini geç fark etmiş evlilik hayatında muylu olmamıştır. Vedat’ın Lamia ile evleneceğini duyan Hüseyin Kenan intihar eder ve Lamia’ya kavuşamaz...

KiTABIN ANA FiKRi :
Yanlış yer ve zamanda yaşanmış bir aşkın, verdiği acıları gözönüne seriyor.

KiTAPTAKi OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEGERLENDiRiLMESi :
Saip Paşa: İzmir’in belediye başkanlığını yapmış tanınmış biridir.
Hüseyin Kenan: Genç, yakışıklı bir müzisyendir.
Lamia: Genç ve güzel bir kızdır.

KiTAP HAKKINDAKI ŞAHSi GöRüŞLER :
Kitap akıcı bir üslupla yazılmış okuması zevk veren bir kitap, aynı zamanda bize bir hayat dersi vermesi açısından, işlenen konu, iyi bir örnek teşkil ediyor.

KiTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BiLGi :
a)Hayatı, edebi kişiliği ve eserleri: Doktor Nuri Bey’ in oğludur. İstanbul’da doğdu. İzmir’de Fransız mektebinde okuduktan sonra yüksek tahsilini Edebiyat Fakültesinde yaptı. Bir süre öğretmenlik, müdürlük, baş müfettişlik yaptı. Bu sonuncu görevde çok uzun süre çalışmıştır. Milletvekili olarak birkaç kere TBMM’ye girdi. UNESCO başta olmak üzere çeşitli siyaset ve kültürle ilgili delegeliklerle memleketi temsil etti. Çok genç yaşta edebiyat hayata atıldı. Gazetecilik, mizah yazarlığı yaptı. Darülbedayi’nin ilk kurulduğu yıllardaki telif ve adaptasyonlarıyla dikkati çekti. Tiyatro aslında onun hayatında önemli bir rol almıştır. Hikaye, roman, makale, hatıra, piyes ve skeç olarak pek çok eser bıraktı. Üslubu duru ve temiz, eserleri çok duyguludur.

Eserleri:
Harabelerin Çiçeği (1918),
Çalıkuşu (1922),
Dudaktan kalbe (1923),
Damga (1924),
Akşam Güneşi (1926),
Bir Kadın Düşmanı (1927) eserlerinden bazılarıdır.

Yaşadığı Dönem ve Çağ:
Reşat Nuri Güntekin 1892 ve 1956 yılları arasında yaşamıştır.

Çağdışı olan yazarlarla birleştiği yada ayrıldığı noktalar ve özellikleri :
Reşat Nuri Güntekin Anadolu’nun çeşitli bölgeleri ve insanlarını gerçekçi bir gözle anlatmıştır. Konuşma diliyle yapmacıksız bir üslûpla yazması, eserlerinin geniş halk toplulukları tarafından okunmasına imkan vermiştir.

Başka yazarlara etkisi yada başka yazarlardan etkilenmesi: Reşat Nuri Güntekin başka yazarlarda ne bir etki bırakmış ne de onlardan etkilenmiştir.

Yazarın genellikle işlediği konular: Reşat Nuri Güntekin sosyal ve duygusal konular işlemiştir.