C- Türk Erkek Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
C- Türk Erkek Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2017 Cumartesi

Celal Üster

1947'de İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğrenim gördü.

Cumhuriyet Gazetesi Kültür Servisi'ni yönetti. Cumhuriyet Kitap'ın yayın yönetmenliğini üstlendi.

1983'te George Thomson'ın Tarihöncesi Ege adlı yapıtının çevirisiyle Yazko Çeviri dergisinin Azra Erhat Odülü'ne değer görüldü.

Yaroslav Haşek'ten George Orwell'e, D.H. Lawrence'tan Iris Mjrdoch'a, Juan Rulfo'dan Jorge Luis Borges'e, Mario Vargas Llosa'dan John Berger'a Paulo Coelho'dan Roald Dahl'a pek çok yazarın yapıtlarını dilimize kazandırdı.

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Cahit Kayra

1917’de doğdu. Mülkiye’yi bitirdi. Devlet hizmetinde 30 yıl bürokrat olarak bulundu. İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’de başvurulan Varlık Vergisi uygulamasında en genç müfettiş olarak çalıştı. Politikaya girdi, milletvekili oldu. Emekliliğinden sonra araştırma ve öykü kitapları yazdı.

Cahit Sıtkı Tarancı

Cahit Sıtkı Tarancı, 4 Ekim 1910 tarihinde Osmanlı Devleti yönetimindeki Diyarbakır şehrinde dünyaya gelmiştir. Ziraatçi bir ailenin çocuklarından birisi olarak dikkatleri çeken Tarancı, ilköğretim hayatına ilk olarak Diyarbakır şehrinde başlamıştır ve burada ciddi anlamda başarılı olarak dikkatleri çekmiştir.

Sonrasında ortaöğretim hayatı için ailesi tarafından Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi’ne gönderilmiştir. Burada belli bir süre okuyan Tarancı, sonrasında ise Galatasaray Lisesi bünyesine geçerek eğitimini tamamlamıştır ve Fransızca’yı ana dili gibi konuşmaya başlamıştır. Kendisi o yaşlardan beri şiire son derece meraklı bir kişilik olarak dikkat çekmiştir.

İLK ŞİİRİ LİSE YILLARINDA YAYINLANDI

Galatasaray Lisesi bünyesinde okurken şiirler yazmaya başlayan Cahit Sıtkı Tarancı’nın ilk şiiri Galatasaray Lisesi’ne ait AKADEMİ DERGİSİ ve aynı zamanda SERVET-İ FÜNUN dergisinde yayınlandı. Hayatı boyunca kendisine arkadaşlık yapacak Ziya Osman ile birlikte de bu dönemde lise yıllarında tanışmıştır.

1931 yılı geldiğinde Mülkiye Mektebi’ne girdi. Yüksek Ticaret Okulu’nu da kazanarak eğitim hayatına başlayan Tarancı, o senelerde memurluk sınavını kazanarak Sümerbank memuru oldu ve eğitim hayatına nokta koyarak memuriyet yaşantısına başladı. Bu süre içerisinde de çeşitli denemeler yapan ve yazılar yayınlayan Tarancı, artık şiire iyice merak salmıştı.

CUMHURİYET GAZETESİ DÖNEMİ BAŞLAR

Sümerbank’ta ki görevinden ayrıldıktan sonra edebiyata çok daha yakın olabilmek adına yazılar yayınladığı Cumhuriyet gazetesi kadrosuna girmiştir. Cumhuriyet gazetesinin o dönemli sahipleri Nadir Nadi ve Doğan Nadi, Tarancı’da ki cevheri farkederek onu yükseköğrenim hayatını tamamlaması için Fransa’ya gönderirler.

Paris’te iken radyo spikerliği de yapan Tarancı, artık gerçek anlamda tanınan bir isimdir. 1933 yılında Ömrümde Sükut şiir kitabı’nı çıkarmıştır. Birçok farklı şiirini bu kitap içerisinde derleyen ve sevenlerine sunan Tarancı, şiirde etkilendiği akım ile de döneminin en önemli isimlerinden birisi oldu.

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ İLE TANINDI

1946 yılı geldiğinde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından düzenlenmiş olan şiir yarışmasında birincilik kazanarak tamamı ile tanınan şiir yazarlarından birisi olarak da dikkatleri çekmiştir. Cumhuriyet döneminin en iyi şairlerinden birisi olarak lanse edilmiştir.

Sanat, sanat içindir ilkesine bağlı olarak eserler çıkaran şairlerimizden birisidir. Şiirlerinde süslü bir dile önem veren ve güzel şekiller ile cümle kuran Tarancı, bu anlamda önemli bir akımın öncüsü olmuştur.

1953 YILINDA YENİ BİR ŞİİR KİTABI

1953 yılına kadar çok ciddi bir hazırlık içerisinde olan ve yazdığı şiirleri tek bir kitap içerisinde derleme amacı içerisinde olan Cahit Sıtkı Tarancı, Düşten Güzel şiir kitabını çıkararak o dönemin en çok konuşulan yazarlarından birisi olmuştur. Aynı zamanda sanat için sanat akımının da en iyi örneklerini süslü cümleler kurarak bu kitabında etkin bir şekilde gösterme yoluna gitmiştir.

1957 YILINDA İLK VE TEK MEKTUP ÖRNEĞİNİ YAZDI

Ciddi anlamda hayranı olduğu edebi kişiliklerden birisi olan Ziya Osman Saba için 1957 yılı geldiğinde Ziya’ya Mektuplar adında mektuplar içeren bir kitap yayınlamıştır. Kitap ölümünün ardından derlenmiştir. Kitap çok ciddi anlamda okunma rakamlarına erişmiştir ve döneminin en iyi mektup örneklerinden birisi çıkarmıştır.

Yine 1957 yılı içerisine Sonrası şiir kitabı yayınlandı. Bu kitap içerisinde ise önceki kitaplarında yer vermediği şiirleri ve çevirileri yayınlanarak unutulmaz birer esere dönüştürüldü.

1956 YILINDA HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU

1953 yılında ani bir kriz geçirerek felç olan ve yatağa mahkum olan Cahit Sıtkı Tarancı, ülkemizde çeşitli şekillerde tedavi edildi. Daha sonrasında devlet desteği ile birlikte 1956 yılında Avusturya’nın Viyana şehrine gönderildi.

Viyana’da Zatülcenp hastalığına yakalandı ve 12 Ekim 1956 tarihinde Viyana’da hayata gözlerini yumdu. Ölümünün ardından Ankara’ya getirilen Tarancı,Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmiştir ve naaşı hala buradadır.

CAHİT SITKI TARANCI EVİ

Ölümünün ardından edebi kişiliği ile daima hatırlanan, benimsenen ve devlet yetkilileri tarafından da unutulmayan Cahit Sıtkı Tarancı için 1973 yılında ailesinin Diyarbakır’da Cahit Sıtkı Tarancı Müze Evi şekline büründürüldü.

Eserleri
ŞİİR KİTAPLARI
Ömrümde Sükut (1933)
Otuz Beş Yaş (1946)
Düşten Güzel (1953)
Sonrası (1957)

MEKTUP
Ziya’ya Mektuplar (1957)

23 Mayıs 2017 Salı

Cengiz Dağcı

Dünyaca ünlü roman yazarı olan Kırım Türkü Cengiz Dağcı, 9 Mart 1920’de, Yalta’da bağlı Kızıltaş köyünde doğdu. Babası , Kırım’dan sürgün edilen Emir Hüseyin Dağcı, annesi ise Fatma hanımdır.

İlkokulu Kızıktaş’da, ortaokulu Akmescit’te okuyan Cengiz Dağcı, öğrencilik yıllarından itibaren şiir yazdı. İlk şiiri,1936’da Kırım Gençlik Dergisi’nde yayımlandı.Bazı şiirleri de, Kırım Yazarlar Birliği’nin çıkardığı Edebiyat Mecmuası’nda yer aldı.1939’da Kırım Pedagoji Enstitüsü’ne girdi.

İkinci Dünya Savaşı başlayınca, öğrenimini tamamlayamadan askere alınan Cengiz Dağcı, Odessa’daki subay okuluna gönderildi. 1941 Haziranında Ukrayna Cephesi’nde tank teğmeni olarak savaşırken, Almanlara esir düştü. Bir süre sonra Almanlar tarafından, Sovyetler Birliği’ne karşı savaşmak üzere kurulan ‘Türkistan Lejyonu’na katılarak, Ruslara karşı savaştı.Daha sonra Polonya!ya geçti.

1945-1946 yıllarında, binlerce Türkistanlı ile birlikte Türkiye’ye gelmek için müracaatta bulundu.Fakat dönemin yöneticileri bu isteği kabul etmediği için,Türkiye’ye gelemedi.Daha sonra Kızılhaç’ın yardımıyla İngiltere’ye giderek, Londra’ya yerleşti ve ticaretle meşgul oldu. İkinci Dünya Savaşı, Cengiz Dağı’nın ruh hali üzerinde derin etkiler yaptı. Bu yüzden, savaş öncesi ve savaş yıllarına ışık tutacak tarzda, hatıra romanları yazdı.

Eserlerinde, Kırım Türklerinin sıkıntı ve mücadelelerini anlattı. Bazı şiirleri1950’li yılların ikinci yarısında, Kırım Dergisi’nde yayımlandı. Türkiye’de bir yayıncıya gönderdiği hayat hikayesinde, ”Elhamdülillah türküm, Müslümancım ve notlarımda yazdıklarımın hepsinin de hakikat olduğuna yemin ederim.” ifadesini kullanan Dağcı, Türk Dünyasının bir bütün olduğunu da;”Bize Tatar diyorlar.

Çerkez, Türkmen, Kazak,Azeri, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabudi, Başkırt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan. Deniz parçalanamaz. Biz Türk Tatarız.Bunu senin kalbin bildiği gibi her Başkırt,her Kırgız, her Kazak bilir.Kalbinin hisleriyle hareket et. Dünyanın boş hırslarına kapılma.” sözleriyle dile getirdi.

Bugüne kadar 20 civarında roman yazan ve eserleri, Türkiye’de 1956’dan beri yayımlanan Cengiz Dağcı, Türkiye’ye hiç gelmemesine rağmen, eserlerini Türkiye Türkçesi ile yazdı.

Önde gelen eserleri; 
Korkunç Yıllar,
Yurdunu Kaybeden Adam,
Onlar da İnsandı,
Ölüm ve Korku Günleri,
O Topraklar Bizimdi,
Dönüş, Genç Temüçin,
Badem Dalına Asılı Bebekler,
Üşüyen Sokak,
Anneme Mektupler,
Benim Gibi Biri v Yansılar.

İlesam ve Türkiye Yazarlar Birliği tarafından da ’Yılın Yazarı’ ödüllerine layık görülen Cengiz Dağcı, halen İngiltere’nin Wimbledon kentinde yaşıyor.

21 Mayıs 2017 Pazar

Yalnız Uyuyanlar İçin

Apartman girişinde, sol yanda, duvar boyunca sıralanan posta kutularından 39 numaralısı bana ait. Ondan yeterince yararlandığım söylenemez. Öbür kutular gibi (özellikle 12, 17 ve 28) zarflar ve katlanmış dergiler taşmıyor içinden. Posta kutuları bir uygarlık ölçütü olabilir mi, diye düşündüğüm oluyor zaman zaman. Ama elektrik, telefon ve su faturalarının bana ulaşmasındaki işlevi düşünüp avunuyorum. Bazen de tek tük el duyuruları buluyorum: 'Kuaför Necmi', 'Sekiz Ayda İngilizce Öğretiyoruz,' ya da 'Can Pizza-Evlere Servisimiz Vardır'. Mektup gelmez, çünkü yıllardır kimseye yazmıyorum. Kredili alışveriş yaptığım firmalar dışında bayram ve yılbaşı kartı gönderen de olmaz. Ne bir dergiye aboneyim, ne de gazeteye. Bu nedenle çantamda taşıdığım küçük anahtarı çok az kullanıyorum.

Azrail Aynası

İnsan tek yumurta ikizine baktığında aynaya baktığını sanar. Bir müddet sonra ayna mı gerçek, yoksa kardeşi mi, birbirine karışır. Kimi boy aynasına bakar, kimi dev aynasına, kimi Azrail aynasına... Azrail Aynası her gece başka bir surete bürünür. Bazılarına önce boy aynası olur, sonra aniden dev aynası görüntüsü alır. Ama sonunda mutlaka aslına dönüşür. Çünkü işlevi hep aynıdır... Azrail aynası İstanbul'da her gece ama her gece can alır!

Kramponlu Ceset

Kimi zaman her şey göründüğü gibidir... İş görüşmesi için büyük bir tekstil firmasının defilesine davet edilen Dedektif Remzi Ünal, konukların arasında bir futbol takımının da olduğunu görünce şaşkınlığa uğrar. Ancak firma sahibi aynı zamanda kulüp başkanıdır ve hafta sonu oynayacakları ölüm kalım maçında oyuncularından bazılarının takımlarını satacağı ihbarını almıştır. Dedektifimizden istediği şey ise bu işin aslı astarı olup olmadığını araştırmasıdır.

Kollarını sıvayarak kendine özgü yöntemleriyle işe koyulan Remzi Ünal ilk olarak futbolcuları tanımaya ve tartmaya çalışır. Daha sonra da pis koku alma konusunda burunlarının en az kendisi kadar hassas olduğuna inandığı spor muhabirlerine yanaşır. Tam da güvenini kazandığı "acar" bir muhabirden istediği bilgileri elde etmek üzereyken ortalığı çınlatan bir silah sesi, soruşturmayı daha en başından içinden çıkılmaz bir hale getirir. Polisiye edebiyatımızın seçkin kalemi Celil Oker, Kramponlu Ceset ile okuyucusunu yine doyumsuz bir maceraya sürüklüyor.
(Tanıtım Bülteninden)